Seraya giden ince patika günün ilk ışıkları ile aydınlandı. Etrafını kaplamış yabani otlarla bir bütün oluşturmuştu. Görenin bir daha bakası gelirdi. Onlar olmadan önceki halini hatırlamak mümkün değildi. Öyle ya sırf bu yüzden bu patika her geleni sorgusuz kucaklayacağının sözünü vermiş gibi duruyordu.
Yalnızca ufuğa doğru kısılan gözlerin görebileceği patikanın ucunda önde bahçıvan arkasında Ren mecburen tek sıra halinde yürüdükleri patikada birbirlerine laf yetiştiriyorlardı.
Sohbetleri her ne kadar dinleyeni ısırgandan daha çok kaşındırsa da; onlar bunu pek umursamıyor gibiydiler.
'' Lensini kırmışsın! Bunu nasıl başardın!?''
'' Elma toplamaya çıkarken elimde tutuyordum. Sorun olmaz demiştim.''
'' Ne!?''
'' - hem sakarım ben bunu bilmiyormuşsun gibi..'' dedi bahçıvan sonuna doğru sesi kısılırken.
'' Madem kendinin farkındasın o zaman biraz daha dikkat etmeliydin! Neyse işin sonunda başa gelen çekilir. Bana ödeme yapman gerekecek. Sorumluluğunu üstlenmelisin.''
'' Tamam.'' dedi bahçıvan bütün samimiyeti ile. Ancak kendi içinde hesabına uymayan bir şey onu rahatsız etti. ''Tam da gitme arifesinde,,'' diye mırıldandı. Ancak;
duyulmasını beklemediği bu cümle, esen ılık rüzgar eşliğinde tüm bahçeye yayıldı. Günün ilk saatlerini kokuları ile boyayan melisa ve ıtır gücendiler. Kendilerini sakladılar. Esen rüzgar ile yönlerini değiştirdiler.
'' Geçtiğimiz gün yazdığın mektupta nilüfere de böyle demişs-" derken sözünü yarıda kesti Ren. Devam edip etmeme konusunda tereddütte kaldı. Yorgun hissediyordu. Haftalar önce konuştuğu Nilüfer'in cevapları aklından çıkmıyordu. Elini ensesine attı, derin bir nefes aldı. Bahçıvan duydukları ile adımlarını yavaşlattı. Gözlerini kısa bir süre için kapattı. Rahatsız hissediyordu. Ayaklarının etrafına sarılan ayrıklardan rahatsızlık duymuyordu. Gözlerini açtı ve omzunun üzerinden seslendi. '' Mektuptan senin haberin olmaması gerekiyordu.''
Ren bir anlık söylediği sözün onu sarsmasına izin vermedi. Aynı ifade ile etrafı izlemeye devam etti. Adımları gölgesinin önüne düşüyor, gideceği yere bir an önce varmayı diliyordu.
Derken sert bir rüzgar esti.
Dallar sanki üşümesinden endişe ettikleri ağacı sarmak için bir yarışa girdiler. Tüm bunları izlemek epey uzun sürdü.
Bahçıvan yavaş adımlar ile uzaklaşmaya başladı. '' Zaten yoktu. '' istemeden de olsa tepki verdi bahçıvan. Bunu istemiyordu.
'' Bu ne demek?'' Yine de cevabını sabırla bekledi. Bekledi. Ve bekledi. Nihayet yolu yarıladıklarında,
'' Pamukla baş kesilmez E. En nihayetinde Nilüfer ile konuşmaya ben gittiğime göre haberimin olması çok doğal. Gittiğimde sana cevap yazmaya tenezzül bile etmemiş olarak buldum onu. Yine de soruları sormam gerekiyordu. Beni anlayabiliyor musun?'' derin bir nefes aldı. Bahçıvan duydukları ile sarsıldı.
Nilüfer'i onunla konuşmak istemiyor muydu? Dahası onu… Unutmuş muydu?
Ren bu fırtınadan haberdar değildi. Yüz yüze olmadıkları için seviniyordu. Söyleyeceklerini yüzüne bakarak özgürce ifade edemezdi. Sırtının dönük olması cesaretini kamçıladı.
''Bütün bunlar,'' dedi Ren huzursuzca gözlerini kısarak, '' Her şeyi kaçırmamıza sebep olabilirdi. Bu konuşma için haftalarca bekledik. Haftalarca!'' bir elini yüzüne götürerek sertçe ovuşturdu. Bahçıvan yürümeye devam etti . '' İstediğinin bu olduğuna beni bile kandırmayı başardın. Alıp başını gidecektin! Bir de not düşmüşsün! ' Sevgilerimle, çok çok uzaklardan sizleri seven Bahçıvan. ' Bana en başında bir söz verdin.'' sesinin titremesine engel olamadı. Bu nedenle sustu. Bahçıvan ise adımlarını hızlandırdı. Ses çıkarması gerektiğini biliyordu. Nefesini tuttu. İlk defa.
İçindekileri anlatmasına yardımcı olacak kelimelerden yoksundu. Yavaş adımları onu nihayet seranın kapısına taşıdığında elindeki kameraya baktı.
'' Kamerayı bana emanet etme demiştim.''
Ren seraya girmeyecekti. Bu nedenle bahçıvan onunla arasındaki mesafeyi açarken '' Evet.'' dedi kabullenmişlikle kırılırken.
'' Kayıt bittiğinde onu bana getirirsin. Daha fazla gecikmeyelim.''
Arkasını döndü Bahçıvan. Arkadaşının içinde olduğu çıkmazı görüyordu. Ama yine de sadece kafası ile onaylamakla yetindi. Yüzüne parlak bir gülümseme yerleştirdi. '' Tabi. Tabi getiririm.''
Yönünü tekrar seraya çevirdi. Ren seraya girmeyecekti bu nedenle onu beklemedi. Hızlı adımlarla içeriye girdi.
Ve gözden kayboldu.
***************
BİR HAFTA ÖNCE
***************
'' Bu yeni gönderilen mektup üzerinde adres yok.''
'' Gönderen kimmiş?''
'' Nilüfer.''
'' Haftalardır gönderdiği mektupları bu şekilde yolluyor. Okuyamayız. Bu nedenle bekleme süresini geçenleri yakmaktan başka seçeneğimiz yok.''
'' O zaman bütün bunları ayırıyorum.''
'' Hayır! Sonuncusunu bırak. İçimden bir ses alıcısının her nasılsa onu bulacağını söylüyor.''
' Hayat beklemek için çok kısa. Bunu fark ediyorum günler geçtikçe. Sizin geleceğiniz gün bunları daha detaylı konuşmak istiyorum. Biliyorum ki bu hepimize iyi gelecek. Sevgilerimle, Nilüfer.'
* Bahçe Postası Genel Dağıtım Merkezi

Yorumlar
Yorum Gönder